9 Mayıs 2012 Çarşamba

   Bugün İstanbul'un diğer ucu olan Gürpınar'a  davetliydim, çok güzel geçti. Sizler tanımasanız da, ben eboşum'a buradan teşekkürlerimi göndereyim... İkbal geldi  üç ay aradan sonra, Taksim'e gitmek istedi, ok dedim, eski blogculardan Kubikle buluştular, ben de isterdim Kubik le tanışmayı ama kısmet değilmiş. Çok yavan bir post yazdığımın farkındayım ama hatıra kalması için  bloğuma bu günü yazayım bari dedim:))) İkbal hanım  Melekler Kahvesi diye bir cafeye oturmuş,  Gürpınar dönüşü Taksim'e uğrayıp  onu da alarak öyle evimize gidelim dedik, gittim Taksim'e bir otelin otoparkına verdik arabayı. Şu Taksim'e otopark yüzünden hiç gitmek istemiyorum.. Otel görevlisi buraya girebilirsiniz deyince sevindim, habire başka  parklar beş, onlar on lira alıyormuş, onun açıklamasını yapıyor görevli, 'kardeşim önemli değil' demelerimi duymuyor bile...
    Melekler Kahvesi'ni ben Melekler Adası anlamışım, habire Melekler Adası'nı soruyorum İstiklal'de ilerledikçe:)))  Neyse bir Melek Cafe'yi gösterdiler, 'hah burası' dedim, daldım, ama  ikinci katta mekan, Melikşah'ı indirdim pusetinden, yukarı tırmanıyoruz asansör yok, ıııyyykkk içeri bir girdim, hippi bir genç masada, o bana bakıyor, ben ona:)) Eminim ya İkbal orada diye, hiç bir açıklama yapmıyorum, garsonlar dehşetle bana bakıyorlar, bu çocuklu kadın ne arıyor diye, kızım içeride olmalı diyerek devam ediyorum içeri doğru. Allahım loş bir ortam, yavaştan kızmaya başladım İkbal'e, neden buraya gelmiş diye... Zaten biraz sert  görünürüm, bir de sinirlenmeye başladım, aynen görüntüm şu:))) Kızı annesinden gizli sevgilisiyle buluşmuş, ben de onu basacağım orada:))) Anladım adamların ne düşündüklerini, hafiften tebessüm etmeye başladım, Melikşah'a  meyve suyu falan aldım ortamı yumuşatmak için..
        Merdivenlerden inerken Melikşah bütün vişne suyunu beyaz gömleğine dök, bir de kırmızı, yanımızdan geçen şööyle bir bakıyor Melikşah'a, ben iyice  kızmaya başladım.. İkbal'i aradım sen gel, ben İstiklal'de gezineyim  dedim.. Sonra Melikşaha çocuk mağazası aradım, kökleri kurudu çocuk mağazalarının sanki,    bulduklarımda da kasada kuyruk vardı.. Sanki herkes vişne suyu  dökmüş gömleğine. Allahallaaaaa:))) Öyle eve geldik, hemen gelmedik daha  yazacağım çok şey oldu da yazmama değer bu kısımdı.. Görüşmek dileğiyle hoşçakalın, Allah'a emanet olun canlarım...